HIKAYELER
AY IŞIĞINDA SAYGILI MAYMUN
Göğsünde aç gözlü kuşlar gibi uçan madalyaların sesini dinlerken gözleri parladı. Gördüğü saygının ölümsüzleşme zamanı gelmişti. Kendini seyreden sadık yüzlere bakıp, ayaklarındaki çizmelerini gösterdi. Ay Işığı Kenti’ndeki tüm ressamlar ilânı okudu. Okurken kahkahalarla güldüler. Gülüşün tınısı bittiğinde, ilân da unutulmuştu... |
YAŞAM KORKU GÜLMECE
Dostum, içki içmeyi sevmezdi. Bir gece, bana eşlik edip, esrik oldu. O da çoğu esrik gibi konuştukça açıldı, daha sonra da çenesini tutamaz oldu... Anlattığı bir olayı ağzım açık dinledim... Bin dokuz yüz yetmişli yılların, gençlik söylemine tutkal gibi yapışıp, darmadağın ettiği günlerde, dostum düzenle iş birliği yapıp, evinde sakladığı siyasi bir yakınını ihbar etmiş!.. Yaşam Korku Gülmece Şimdiki zaman aptallığından bir ayrıntı: Şimdiki zaman korkusu: Korku anlarından bir ayrıntı: Evime gittim... Dingin adımlarla, bir saatliğine ayrılmış gibi?.. Benden çalınan yaşamıma gittim. Evim!.. Bıraktığım kokularla karşıladı beni!.. |
ÖZPORTRE
Benimle aynı yaşta olan ressam dostum: Sokaklarda yürürken ayaklarım titriyordu. Bastonumu evde unutmuştum. Duvarlara tutundum. Ağaçlara tutundum. Yorgunluktan adım atamayacak duruma gelince bir duvar dibine çöktüm. Orada, sabaha dek, gençliğimde beni kendine tutsak ettikten sonra kapı dışarı eden kadınla boğuşup durdum!.. Bir kez olsun kendisine dokunmama izin vermemişti! Sahip olamadığım tek kadın için ağlarken güneş doğdu. O an dostumu anımsadım?.. Ona ne yapmıştım? Ayağa kalkarken, bedenimdeki her kemik sızladı, isyan etti. Ama anılarla hesaplaşılmıştı. Yüreğimdeki dinginliğin esrikliğiyle evimin yolunu tuttum. Kapıyı açık buldum? Ben mi açık bırakmıştım? Dostum öfkesini kapıyı açık bırakarak mı göstermek istemişti? Ne yaparsa yapsın, başımın üstünde yeri vardı. |
BODRUM’UN DENİZ KABUKLARIYaşamımızı ters yüz edecek olayların bir başlangıç ân’ı vardır!..Oysa yaşarken, değişim adını verdiğimiz bu inceliklerin ayrımında olmaz, derinliğimiz kadar yaşarız. Şöyle ağzımızın suyunu akıtacak bir derinliğe erişmeyi kim istemez değil mi? Sonuçta varolmanın tadına varmak her insanın eline geçen bir şey değildir. Ama her insanın düşünü kurduğu bir ayrıcalıktır. Ben düşünü kurmadığım bu ayrıcalıkla Bodrum’da tanıştım ve iki yıl dolu dizgin yaşadığım aşka güle güle dedim!..Bodrum!“ Bodrum , “ deyince herkesin belleğinde çiçekler açtıran bir imge doğar. Bu imge üç sarmaldan oluşur: Aşk, tutku, gülümseme. Geçen yaz aşkımla Bodrum’a gittik. Yolda giderken zaman nasıl geçti, ne zaman Bodrum’a ulaştık ne o ne de ben anlayabildik. İnanın neler konuştuğumuzu bile anımsamıyorum. İki kuş arabada cıvıldaşıp durdu. Bavullarımızdaki giysiler yok olmuş, arabanın içi aşk dizleriyle dolmuştu. Talih, erkeğim ve benim adına öyle bir atış yapmıştı ki, evren bu aşkla ayakta duruyordu. Sanki herkes bizi gösterip: “ İşte onlar,” diyordu. “ Ne zaman sıra bize gelecek? “ Yaşanıldığı anda insana dokunmayan anlar: Odamıza çıktık. Mayolarını giymek üzere soyunan iki beden birbirini kışkırtıp kucaklaştı. Aşkım sevişirken akrobotlar gibiydi. Başının, belinin ağrısına ne olmuştu bilmiyorum?... Sevişme kısa ve her zaman olduğu gibi onun başarısıyla sonuçlandı. Yüzümde yarım kalmış haz izlerine bakmayı aklına bile getirmeden kalkıp, mayosunu giydi. Ben de erkeğini mutlu etmiş bir kadın olarak bikinimi giyip peşine düştüm. İstanbul’a dönmeden bir gün önce, yirmi kişilik gurubumuzla, Gümüşlük’teki bir restorana balık yemeye gittik...Mezeler seçildi. Herkes oy birliğiyle rakı içmeye karar verdi. Garson rakı servisi yaparken, mezelerin tadına bakmaya başladık.... Karidesler ay çöreği kadar iriydi. Güveçte mantar soteye hayranlıkla bakıp, Bodrum’da olmanın güzelliklerini konuştuk. İstanbul’un kısırlaştırdığı damak zevkimizin uyanışına kadeh kaldırdık. Rakı şişeleri geldiği an boşaldı. Ülke sorunlarını entelektüellere yaraşır biçimde çözdükten sonra fıkralara geçtik. Otelimize geldik. Herkes kahve içmek istedi. Erkeğim de onlara katıldı. Ben, benimle konuşmayan deniz kabuğumla odama çıktım. Duş alırken, aynadaki görüntüme baktım; Bodrum’un gerçek imgesi olan gülümseme, ikinci BEN’im gibi dudaklarıma yapışmıştı!.. O görüntüyü, o gülümsemeyi öldürmeyi nasıl da istedim!.. Giyinip otelden ayrıldım. Bir elimde bavulum, diğerinde deniz kabuğu. Arabaya bindiğimde tek istemim vardı, deniz kabuğunun İstanbul’da konuşması. Konuştu da... Ermiş bir deniz kabuğu olmalıydı?..Birlikte, bir aşk için kahkahalar attık!.. |